İstiğasenin Neden Şirk Olmadığının Kısa İzahı

İstiğasenin Neden Şirk Olmadığınına İzahı

Eğer ilminiz az ise Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin görüşlerini kabul etmek zorunda kalırsınız. Çünkü getirdikleri ayet’lerin ve hadislerin zahirine baktığınızda doğrudur. Daha sonra bu ayet ve hadis üzerinden yaptıkları ilk ve ikici yorumlar da doğrudur. Fakat ondan sonraki yorumlan görüşleri yanlıştır tuzaktır. Bu konuda bilginiz az olup tüm delilleri bilmiyorsanız ilk baştaki doğrularından dolayı kafanız karışır sonraki yanlışlarını fark etmeyip tuzağa düşersiniz. Daha sonra da tasavvuf düşmanı olup milyonlarca Müslümanı Allah için tekfir eden bir tekfirci olursunuz. Bunu biraz sonra bir misalle açıkladığımızda neden istiğaseye şirk diyen tekfircilerin ilk bakışta hak sözü konuşuyor gibi gözüktüğünü ama işin aslının öyle olmadığını daha iyi anlayacaksınız.

DİKKAT: Şimdi ben istiğaseye şirk diyen birisi gibi konuşarak kafanızı karıştırıp sizi zehirleyeceğim. Sonra onların yanlış tuzaklı hilelerini gösterip panzehir vererek gerçekleri açıklayarak konuyu daha iyi anlamanızı sağlayacağım. Dikkat edin! “Kafam karışmaz” diyenlerin bile kafası karışacak. Şimdi kafalarınızı karıştırmaya başlıyorum.

“iyyâke na’budü ve iyyâke nestaîn.” (1)

Ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.

Peygamber (sallallahu Aleyhi ve sellem) İbn Abbas’a:

“istediğin zaman Allah’dan iste. Yardım dilediğin zaman da O’ndan. dile!” demiştir. (2)

“Sizden her biriniz bütün ihtiyaçlarını Allah’dan istesin. Hattâ pabucunun tasması kopsa bile. Çünkü Allah tamirini müyesser kılmadı mi onu tamir edemez.” (3)

(tekfirci selefinin getirdiği ayet ve hadisler doğru değil mi? Selefi sonra şöyle diyor.)

Bu ayet ve hadislerden anlaşıldığına göre ancak Allah’ın yapabileceği insanların yapamayacağı olağanüstü bir şey, Allah’dan değil de o harkuladevi şeyi yapamayacak olan insandan istenirse bu şirktir. Çünkü Allah’ın bir sıfatını o işi yapamayacak olan insana vererek o kişiyi Allah’a denk tutup şirk koşulmuş olunur, doğru mudur?

Mesela arabanız bir çukura düştü yukarıda Hasan isimli bir insan var. O kişi orada hazır; sizi görüyor işitiyor ve size yardım edecek halatı uzatmaya gücü var. Siz yetiş “ya Hasan” derseniz bu istek şirk değildir. Çünkü Hasan orada hazır; sizi görüyor, duyuyor ve yardım edecek halatı var. Bundan dolayı şirk değildir, doğru mudur? Fakat o çukura düşen kişi: orada olmayan -mesela üç aylık mesafede olan- onu görmeyen, işitmeyen, hatta hayatta bile olmayan bir insandan “Yetiş Ya Hasan efendi, Yetiş Ya Rasûlallâh, Yetiş Ya Abdulkadir Geylani” diyerek yardım isterse, bu şirktir. Çünkü uzaktan görmek, uzaktan duymak, uzaktan yardım etmek gibi olağanüstü istekler ancak Allah’ın yapabileceği bir iştir. Çukura düşen kişi; ancak Allah’ın (Celle Celâluhû) yapabileceği olağanüstü bir şeyi, o işi yapamayacak olan insandan istemekle Allah’ın bir sıfatını o işi yapamayacak olan insana vererek o kişiyi Allah’a (Celle Celâluhû) denk tutmuş, ortak koşmuş, şirk işlemiş olur. Doğru mudur? Çoğunuzun “evet şirk işlemiş olur” dediğinizi duyar gibiyim. “Şirk işledi” diyen kardeşlerim! Siz böylece yemi yutup, profesyonelce kandırılmış oldunuz. Çünkü şirk değildir. Şirk olup olmaması naslara ve kişinin itikadine/niyetine göre değişir. Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenler ne demişti? “Ancak Allah’ın yapabileceği, insanların yapamayacağı olağanüstü bir şeyi Allah’dan değil de o harkuladevi şeyi yapamayacak olan insandan istemek şirktir”, demişlerdi.

Biz de Selefi görüşü üzerine olduğunu iddia edenlere şöyle dedik.

Hazreti Süleyman (Aleyhisselâm) yanındaki insan ve cinlerden oluşan topluluğa:

يا أيها الملا أيكم يأتيني بعرشها قبل أن يأتوني مسلمين

“(Aylarca uzaktaki) Ey Emirler (ileri gelenler), onlar Müslüman olarak bana gelmeden önce hanginiz o’nun (Belkıs’ın sarayındaki) tahtını bana getirir?” (4) diye istediğinde,

Cinlerden bir ifrit: “Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm. Ve gerçekten bunu yapmaya hem gücüm hem de güvenim var.” dedi. “(5)

“Yanında kitabtan (büyü) bir ilim bulunan kişi, (İbn Abbâs’a göre Hazreti Süleyman’ın veziri Asaf b. Berhiya) ise, “Ben onu sana, gözünü kırpmadan önce getiririm. ” dedi. (6) Derken onu yanında durur görünce Bu Rabb’imin bir lütfudur. ” dedi. (7)

Üç aylık mesafede bulunan sarayın içindeki elmas tahta demir gibi katı maddelerden oluşan tahtı, duvarlardan geçirip göz açıp kapayana kadar getirmeye ancak Allah’ın (Celle Celâluhû) gücü yeter; hiçbir insan bunu yapamaz değil mi!? Şirk diyenlere “Hazreti Süleyman Aleyhisselâm olağanüstü bir şeyi Allah’dan değil de yanındaki insandan istemekle sizin mantığınıza göre şirk türü bir istekte mi bulunmuş oluyor? Diye sorduğumuzda bize şöyle cevap verdiler:

İTİRAZ

Hâşâ ve kella! Süleyman Aleyhisselâm’ın yaptığı, gücünün yeteceği bir konuda hay/yaşayan ve hazır/yanında bulunan kimselerden bir istekte bulunmaktır. Bunun şirk olduğunu söyleyen kim? Süleyman Aleyhisselâm Allah’ın (Celle Celâluhû) bahsi geçen cin ve insana o gücü ve izni verdiğini biliyordu. Onlardan onlara verilen imkanı ve gücü talep etmiştir. Onlar Allah Teâlâ’ya denk tutmamış, Allah Teâlâ’ya ait bir sıfatı da onlara vermemiştir.

CEVAP

Biraz önce “iyyâke na budu ve iyyâke nestaîn”(8) Ayeti kerimesi’nden, “ancak Allah’ın (Celle Celâluhů) yapabileceği olağanüstü işlerin sadece Allah’dan isteyebileceğimiz şeyler olduğunu, bu şeyleri ondan başka kimseden isteyemeyeceğimizi de anlamış oluyoruz. ” Diyordunuz. Şimdi görüşünü değiştirip şöyle dediniz: “Hâşâ ve kella! Süleyman Aleyhisselâm’ın yaptığı, gücünün yeteceği bir konuda hay/yaşayan ve hazır/yanında bulunan kimselerden bir istekte bulunmaktır. ”

Yani “sadece Allah Teâlâ’nın yapmaya güç yetirebileceği, insanların yapamayacağı harukuladevi bir iş, Allah’ın (Celle Celâluhû) yapmasına izin ve güç verdiği bilinen o insandan istenebilir. Süleyman Aleyhisselâm’ın yaptığı da budur” diyorsunuz. Olsun, bu; orta bir görüşün, birlik ve beraberliğin oluşması açısından güzel bir gelişme. Çünkü biz de aynı düşüncedeyiz ve aynı şeyi savunuyoruz. Evet uzaktan görmek, uzaktan duymak, uzaktan yardım etmek gibi olağanüstü istekler ancak Allah’ın (Celle Celâluhû) yapabileceği bir iştir. Fakat Allah (Celle Celâluhû) bir kuluna uzaktan görmek, uzaktan duymak, uzaktan yardım etmek gibi olağanüstü bir ilim güç izin verirse; artık o iş yanlızca Allah’ın yapacağı iş olmaktan çıkıp izin ilim güç verdiği kulunun da yapabileceği bir iş olmuş olur. Biz de o kuldan yapamayacağı işi değil yapabileceği, kendisiyle görevlendirildiği bir şeyi talep etmiş istemiş oluyoruz. Şirk olması için kaidemiz neydi? Ancak Allah’ın yapabileceği, insanların yapamıyacağı olağanüstü bir şeyi insandan istersek şirktir, değil mi? Bu tür istekte bulunurken niyetimizde şöyledir. Üç aylık mesafede olan birine seslenip “yetiş ya falan” diyerek yardım isterken sesimizi Allah Teâlâ o kerâmet sahibi veliye işittirirse, o veli kul da bizim için dua ederse; Allah Teâlâ da onun duasını kabul ederse ancak o zaman bize yardım olunur itikadı ile istiyoruz. Bu itikadle yapılan isteğin hiçbir yerinde Allah’a has bir sıfatı kula vermek yoktur.

Nasıl ki Allah Teâlâ Hazreti Süleyman’ın veziri Asaf b. Berhiya’nın duasını kabul ettiyse biz de “yetiş ya Rasûlullâh, yetiş ya falan evliya” derken, Allah Teâlâ’nın yapmasına izin ve güç verdiğini bildiğimiz, kerâmetlerine şahit olunmuş evliyadan istiyoruz. Onların o işi yapabilmesine Allah tarafından izin, ilim, güç verildiğini bildiğimizden dolayı istiyoruz. Aynı Süleyman Aleyhisselâm’ın yaptığı gibi. Biz de gücü varsa istenir diyoruz. En azından istediğimiz kişinin bize Allah’ın yardım etmesi için

dua edebileceği imkana sahip olduğunu bildiğimiz için istiyoruz. Bizim bu isteğimize şirk derseniz Süleyman Aleyhisselâm’ın olağanüstü bir şeyi insan ve cinden isteme şekline de şirk demiş olursunuz. Çünkü biz de aynı Hazreti Süleyman Aleyhisselâm’ın olağanüstü bir şeyi, ilim/izin verilmiş ve yapabilecek gücü olandan istemesi gibi, biz de Allah’ın ilmi ve izin verdiği, istenileni yapabilecek gücü olan, kerâmet sahibi dostlarından istiyoruz. Yani ortada Allah ile denk görme veya Allah’a has bir sıfatı kerâmet sahibi veliye ya da Rasûlullâh’a verme gibi bir durum yok.

İTİRAZ

Hazreti Süleyman (Aleyhisselâm) istemedi, emretti. Üstün altındaki olandan istemesi gibi. Süleyman Aleyhisselâm’ın gücü yeterdi ama o onlan imtihan etti.

CEVAP

Âyette “kim getirir” diyor, “getirin!” demiyor. “Getirin” de olsa “getirir” de olsa neticede istektir veya istek şeklinde bir emirdir.

“Allah (Celle Celâluhû) Hazreti Süleyman’a (Aleyhisselâm) bazı güçler vermiş: Rüzgarlar, dalgıç ve yapı ustası şeytanlar, hayvanlar ve cinler ordusu onun emrine verilmiştir. Ama bu durum, “her şeyi bilir”, “gücü yeter” anlamına gelmez. Evet, hayvanlar ve cinler ordusu onun emrine verilmiş ama emrindekilerinin yapabildiklerinden onun yapamadıkları var. Mesela bir kuşun (hüdhüd) nerede olduğunu ve onun bildiklerini bilmiyor.

“Ve kuşları teftiş edip şöyle dedi: Hüdhüd’ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mi karıştı? Ya bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirecek ya da onu şiddetli bir azaba uğratacağım, yahut boğazlayacağım! Derken çok geçmeden (Hüdhüd gelip dedi ki: Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim, sana Sebe’den çok önemli doğru bir haber getirdim. “(9)

Hazreti Musa (Aleyhisselâm) da Hazreti Hızır’ın (Aleyhisselâm) bildiklerini bilmiyordu. “Aslında biliyordu da bilmezden geldi” demek neyse, “aslında gücü vardı da imtihan etmek istedi” demek te öyledir.

Ne Rasûlullâh ne Sahabe ne de Tabiin’den hiç kimse “Hazreti Süleyman’ın gücü vardı da imtihan etti” diye bir söz söylemedi. Biz sizin nefsi yorumunuza değil, ayetin zahirine ve tefsirine uyarız.

İTİRAZ:

Süleyman’ın (Aleyhisselâm) veziri Asaf b. Berhiya Allah’a dua etmiş, Allah da onun tahtı getirmesini sağlamıştır. Bu olaydan yola çıkıp uzakta olana yani gayba seslenerek kabirden yardım istemekle bu olayın ne alakası var?

CEVAP:

Ayetin zahirinde “dua etti lafzı” yok. Sizler işinize geldiğinde ayetlerin zahirine yapışıp te’viline ve nüzul sebebine pek bakmazdınız. Şimdi tefsir alimlerin sözlerini getiriyorsunuz. Dua etmiş olması da sizin aleyhinize bir delildir. Hazreti Süleyman’ın veziri Asaf b. Berhiya’nın dua ederek istemesi neticesinde Allah’ın (Celle Celâluhû) binlerce kilometre uzaklıktaki cansız olan bir cismi bir anda getirmesi gibi, ilim verdiği kerâmet sahibi bir velinin duası neticesinde olağanüstü şeylerin olabileceğine delildir. Bizim bu ayeti misal vermemizin üç nedeni vardır.

  1. Taht dua ile mi, başka bir şekilde mi; nasıl gelmiş önemli değil. Önemli olan, Allah’ın dilemesiyle; ancak kendisinin yapabileceği, insanların yapamayacağı olağanüstü bir şeyi, kuluna verdiği ilim ve kulun duası neticesinde gerçekleşmesinde kulunu vesile kıldığını göstermektir.
  2. Hazreti Süleyman Aleyhisselâm kendisi de tahtın gelmesi için dua edebilirdi. Buna rağmen Hazreti Süleyman (Aleyhisselâm) Selefiler’in şirk dediği tarzda, normalde ancak Allah’ın yapabileceği ve insanların yapamayacağı olağanüstü bir şeyi Allah’dan değil de cin ve insandan istemesidir. Selefiler “ancak Allah’ın yapabileceği, insanların yapamayacağı olağanüstü bir şeyi Allah’dan değil de insandan isteyen bir kimse Allah’a (Celle Celâluhû) has olan bir sıfatı insana vermesi nedeniyle şirk işlemiş olur” diyorlardı. Hazreti Süleyman’ın (Aleyhisselâm) Ancak Allah’ın yapabileceği olağanüstü bir şeyi Allah’dan değil de insan ve cinden istediğini göstermek amacı ile bu ayeti delil getirdik. Kabirden yardım istemekle ilgili delillerimiz ileride getireceğimiz hadislerdir.
  3. Hazreti Süleyman’ın veziri Asaf b. Berhiya’nın dua ederek istemesi neticesinde Allah (Celle Celâluhû) binlerce kilometre uzaklıktaki cansız olan bir cismi bir anda getirdi. Allah (Celle Celâluhû) cansız cismi bir anda binlerce kolometre uzağa gitmesine izin veriyor. Aynı şekilde melek, şeytan, cin ve ruhların da bir anda çok uzaklara gidip gelmesine izin veriyor. Allah, ‘dostlarım’ dediği veli kullarına da izin vermiştir. Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin itibar ettikleri İbn Teymiyye bunun olabileceğini söylüyor.

İbn Teymiyye şöyle diyor: Allah dostu zannedilen bazı kişilerden mukașefe sâdır olur veya çoğunun yapmadığı harikuladelikler gösterirler. Mesela: İşâretle bir şahsı öldürüvermesi, vasıtasız bir şekilde havalarda uçması, olduğu yerde görülmesine rağmen aynı zamanda Mekke’de ve benzeri yerlerde görülmesi, uzaklardan kendisini yardıma çağırana bulunduğu yerden yardım etmesi, çalınan bir malin nereye saklandığını hiç aramadan haber vermesi gibi harikulade şeyler. Bütün bu saydığımız şeyleri yapmakta olmaları, veli olduğunu göstermez. Fakat Gerçekte velinin kerâmetleri yukarıda saydıklarımızdan daha büyüktür. (uzaklardan kendisini yardıma çağıranın yardımına, bulunduğu yerden yardım etmesi, olduğu yerde görülmesine rağmen aynı zamanda Mekke’de ve benzeri yerlerde görülmesi, Havada uçması gibi).

ibn Teymiyye bu sözü ile evliyanın uzaklardan yardım edebileceğini ve kerâmetlerini itiraf etmiş oluyor. Burada dikkat ederseniz İbn Teymiyye kerâmeti anlatırken Tayyi mekandan da bahsetmiş oluyor.

Rüyada nefse has tayyi mekan vardır. Hazreti Peygamber’in Miraç mucizesi ile birçok alemi temaşa etmesinde fiziksel tayyi mekan vardır. Genellikle Allah dostlarında rastlanılan Allah’ın izniyle bir mekandan başka bir mekana ruhu vasıtası ile gidip geri dönmede Ruh ile tayyi mekan vardır.

Mâlik b. Enes şöyle demektedir: Bana ruhların istediği her yere gidebileceği rivâyeti ulaşmıştır. (10)

Abdullah b. Amr b. el-As’dan (Radıyallahu Anh) rivâyet edilen bir hadis-i şerifte Rasûlullâh (Sallallâhu Aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki mü’minlerin ruhları, daha sahipleri birbirini görmeden, bir gün ve gecelik yol mesafesinde karşılaşırlar. ” (11)

Bu mesele şu kudsi hadisin bilinmesiyle daha iyi anlaşılır. Kudsi hadiste Allah Teâlâ şöyle buyurur; Kulum nafile amellerle bana yaklaşmaya devam ederse, ben onu severim. Onu sevdiğim zaman da onun duyan kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. (12) İleride bu hadis hakkında alimlerin böyle bir kulun çok uzakları görebileceğini, duyabileceğini ve gidip gelebileceğini söylediklerine şahit olacaksınız.

İTİRAZ:

Hazreti Süleyman ve Hazreti İsa (Aleyhimesselâm) peygamberdi. Allah’ın (Celle Celâluhû) bir insana uzaklardan duyup, görüp, yardım etme izni verdiğine dair Sahabe’den bir delil gösterin?

  1. Fâtiha 1/4.
  2. Tirmizî,. Kıyâme 59; Ahmed bin Hanbel 1/293, 303, 307
  3. Tirmizî, Deavât 117
  4. en-Neml 27/38
  5. en-Neml 27/39
  6. en-Neml 27/40.
  7. en-Neml 27/40.
  8. el-Fâtiha 1/4.
  9. Neml Sûresi, 20-23
  10. el-Furkan Beyne Evliyâi’r-Rahmâni ve Evliyâi’ş-Şeytâni, s. 61-62, el-Mektebu’lİslâmî, 4. Baski, Beyrut, 1397. Trc. Ibn Teymiyye, Allah Celle Celâluhû’nun velileriyle şeytanın velileri arasındaki fark, s. 73. Pınar Yayınları, 2003.
  11. İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ, 24-362
  12. Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, (no: 7068), Buhârî, el-Edebu’l-Müfred, s. 89, no: 263).
  13. Buhari, Rikaak, 38. Müslim, Sahih İbn Hibban, Ibn Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, Muvatta’dan Kutsi Hadisler, Madveyaynlar, 153,154

Benzer Konular

Bir Cevap Yazın