İmâm Mâlik’in Tevessül Hakkındaki Görüşü

İmâm Mâlik'in Tevessül Hakkındaki Görüşü



İbn Humeyd’in bildirdiğine göre, Abbâsi halifesi Ebû Câfer hacc zamanı Medine’de Hazreti Peygamber’in (Sallallâhu Aleyhi ve sellem) mezarını ziyarete vardığında, orada bulunan İmâm Mâlik’e:


“Yâ Ebâ Abdillah! Yönümü Kıble’ye dönüp te mi duâ edeyim?” dediğinde, İmâm Mâlik:
“Niçin yönünü ondan çevireceksin? Hâlbuki o, senin baban Âdem (Aleyhisselâm)’ın vesilesidir. Bilakis Rasûlullâh’a yönünü dön! Onun şefaatini iste, seni affeder.” dedikten sonra,


ولو أنهم إذ ظلموا أنفسهم جاءوك قاشتقوا الله واشتقت لهم الممول لوجدوا الله توابا رحيما

“Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’dan bağışlanmayı dileseler, Rasûl de onlar için istiğfar etseydi, Allah’ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı.” âyetini okudu.

en-Nisa 4/64.


Yani İmâm Mâlik, Âdem (Aleyhisselâm)’ın Peygamber Efendimiz ile yaptığı tevessülü kabul edip bir fıkhî meselede delil getirmiştir.
Âdem peygamber tövbe ettiği zaman dedi ki: “Ey Rabb’im! Muhammed’in hakkı için senden af diliyorum.”


İmâm Mâlik’in bu olayı Subkî, (v. 771/1369) Şifâü’s-Sikâm’ında es-Seyyid Semhûdî, Vefâu’l- Vefâ’sında, el-Kastallânî (v. 923/1330) el-Mevâhibü’l-ledünniyye’sinde, zikretmişlerdir. Ravilerden bazıları hakkında itirazı olanlar olmuştur. Biz bu haberi kabul edip kitaplarına yazan alimlere uyarak kabul ediyoruz.


İTİRAZ


Allah Teâlâ’ya dua ederken kabre yönelmek caiz olmayan bir tür şirk veya şirke götüren yollardandır.


CEVAP


İmâm Sürûcî’nin de anlattığı gibi, Ebû Hanîfe’den ziyarette kabre dönüleceği, sonra da kıbleye dönülüp duâ edileceği rivayet edildi.

Hafacî, Nesimu’r Riyad:3/398)

Lakin, İbn Hümam’ın da dediği gibi, Ebû Hanîfe’ye nisbet edilen bu görüş yanlıştır. O, bizzat kendisi Müsned’inde, kabri şerife dönülerek duâ edileceğini İbn Ömer’den yaptığı, “Nebi (Sallallâhu Aleyhi ve sellem) kabrine kıble tarafından gelip sırtını kıbleye çevirip yüzünle kabre dönmen ve ‘Esselâmu aleyke eyyuhennebiyyü ve rahmetullâhi ve berekatuhu’ demen, sünnettendir” şeklindeki rivâyetle ortaya koymuştur.

Fethu’l Kadir:2/336)


Ebû Hanîfe, bunu Nafi’den, O da İbn Ömer’in kendisinden rivayet etti.

Tensiku’n Nizam Şerhu Müsnedi Ebi Hanîfe:126

Görüldüğü gibi, isnad sahihdir. Zira Nafi, İbn Ömer’in kölesi olup ondan ve başka sahabilerden hadis rivayet etmiş olan son derece sağlam bir râvîdir. Ondan Ebû Hanîfe, Mâlik ve diğerleri rivâyetler yapmışlardır. Hicri 117’de vefat etmiştir.


Kabir ehlinin yanından geçerken onlara Kur’an-ı Kerim okumak, dua etmek ve onlara selam vermek Peygamberimizin (Sallallâhu Aleyhi ve sellem) sünnetinde vardır. “Ey mü’minler ve Müslümanlar diyarının ahalisi, sizlere selâm olsun. İnşaallah, biz de sizlere katılacağız. Allah’dan bize ve size âfiyet dilerim.”

(Müslim, Cenâiz, 104; İbn Mâce, Cenâiz, 36).


Peygamberimizin (Sallallâhu Aleyhi ve sellem) kabirde olanlara verdiği selamın içinde dua vardır. Bu selamı ve duayı kabre doğru yapmıştır. Kabre doğru yapılan duayı “şirke götüren yada şirk olan bir amel” derlerse, “Peygamberimizin (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) kabre doğru verdiği selama, dolayısıyla duaya ne dersiniz?” diye sorarız.


İmâm Mâlik’in ve İbn Hümam’ın dediği gibi, Ebû Hanîfe Müsned’inde kabri şerife dönülerek duâ edileceğini söylüyor. Şimdi size göre İmâm Mâlik ve Ebû Hanîfe, şirke yol açan ve şirk olan bir ameli kabul eden konumamı giriyorlar. İtirazcı, İmam Mâlik in haberindeki sözleri görmezden geliyor.

Mâliki ulemalarından olan İbnu’l-Hacc’a (v.737/1336) ve Kastallânî’ye (v. 923/1517) göre de hem Hazreti Peygamber’le hem de başka salih insanlarla tevessül etmek caizdir.

Ebû Abdillah Muhammed b. Muhammed İbnu’l-Hậcc el-Abderî, el-Medhal (Kahire: Dâru’tTürâs, t.y.), 1: 255. Ebu’l-Abbâs Şihabuddîn Ahmed b. Muhammed b. Ebî Bekir el-Kastallânî, el-Mevâhibu’lledünniyye bi’lminehi’l-muhammediyye (Kahire: el-Mektebetü’t-tevfîkıyye, t.y.), 3: 605.


İmam Mâlik Hazretlerine göre Fikihsız tasavvuf, Tasavvufsuz fikih:

İmam Mâlik Hazretleri (Rahimehullâh) dedi ki:

“Kim fıkıh ilmini anlamadan tasavvufu izhar ederse, gerçekte zindıklaşır. Ve kim de tasawuf ilmini anlamadan fikih ilmini izhar ederse, gerçekte fâsik olur.”

(İmam Mâlik Hazretleri’nin bu sözünü, Abdulhak Dehlevi, Merecü’l-Bahreyn isimli kıymetli kitabında, Ahmed Zerrûk’tan alarak nakletmiştir. Ayrıca Aliyyu’l-Kâri, Şerhu Ayni’l-ilm eserinde mevcuttur.)


Bunu şöyle anlayabiliriz: Fikihsiz tasavvuf İslâm’dan uzaklaşmaktır. Mesela bir sâlik, iman edilecek hususların aksine inanıyorsa; günahı günah, harami haram; hayrı hayr, şerri şer bilmiyorsa Allah’ın yolundan çıkmış, İblis’in yoluna girmiş demektir. İblis’e uyan, onu kılavuz edinen nasıl felah bulur? Tasavvufsuz fıkıh ilmi de eksik olur. Yani nefsi terbiye olmadığı için, insan günahkârlıktan kurtulamaz. Allah’ın her şeyi bildiği ve gördüğü hakikatine hakkel yakin ile bağlanamaz. Kastallani “Mevâhib” adlı eserinde (“Daru’l-Kütüb” Kitabevi baskısı (c. 2 s. 392) bir konu açmış ve bütün kuvvetiyle tevessüle teşvik etmektedir.

Benzer Konular

Bir Cevap Yazın