İmam Azam Hazretleri tevessülü mekruh görmüşmüdür?

Onlar diyorlar ki: “İmam Azam Hazretleri tevessülü mekruh görmüştür. Yine İmam Alusi Hazretleri de tevessülü caiz görmemiştir. Bu iki büyük İmamın tevessülü caiz görmemesi, tevessülün caiz olmaması için kâfi bir delildir.”
İşte onlar böyle diyorlar. Onlara göre hem İmam-ı Azam Hazretleri
hem de İmam Alusi Hazretleri tevessülü çirkin görmüş. Onların bu sözlerine cevap verdiğimizde, onların hakikatleri gizledikleri ve delil göstermedeki acizlikleri ayan beyan ortaya çıkacaktır. Çünkü mesele, hiç de onların dediği gibi değildir. Dilerseniz önce meseleyi izah edelim, sonra, konuyu nasıl çarpıttıkları üzerinde konuşalım:
Önce İmam-ı Azam Hazretlerinin böyle bir sözü var mıdır, ona
bakalım. Evet, İmam-ı Azam Hazretleri şöyle der: “Dua eden kimsenin, ‘Filanın hakkı için veya nebilerin ve resullerin
hakkı için veya Beytü-l Haram’ın ve Meş’ari’l-Haram’ın hakkı için senden istiyorum.’ demesi mekruhtur.”
Demek İmamı Azam Hazretleri, “hakkı için” denilerek yapılan
duaya mekruh görmüştür. İyi ama, bunun sebebi nedir? Niçin “hakkı için” denilerek yapılan duayı mekruh kabul etmiştir?
Bunun sebebi, İmam Azam Hazretlerinin Mutezile mezhebini
reddetme niyetidir. Zira Mutezileye göre, bir kişinin yaptığı hayırlı bir işten dolayı, Allah’ın o kişiye sevap vermesi vaciptir. Mutezile, mükafat vermeyi Allah’a vacip görür.

İşte İmam Azam Hazretleri, Mutezilenin bu görüşüne reddiye olarak, “hakkı için” denilmesini mekruh görmüştür. Zira hiçbir mahlukun Allah üzerinde bir hakkı yoktur.
Ama İmamı Azam Hazretlerine göre, “hürmetine veya hatırına”
denilerek istemek caizdir. Yine “hakkı için” derken, “hürmetine” manası kastediliyorsa, bu da caizdir.
Demek İmam-ı Azam Hazretleri tevessülü reddetmiyor, sadece
Mutezilenin, “İyiliğe karşı Allah’ın mükafat vermesi vaciptir.” sözüne reddiye olarak, Allah’a hiçbir şey vacip değildir, hiçbir varlığın Allah üzerinde bir hakkı olamaz diyor. Ve Mutezilenin bu yanlış görüşünü vehmettirebilir zannıyla, tevessülde “hakkı için” demeyin, “hürmetine” deyin diyor. Ve yine diyor ki, ameller niyete göredir, eğer “hakkı için” derken, “hürmetine” manasını kastediyorsanız, bu da caizdir.
Yaptığımız bu izahın aynısını Hanefi alimlerinden Aliyyü’l-Kari
Hazretleri yapar ve “Fethu’l-babi’l inaye” isimli eserinde şöyle der: “İmam-ı Azam’ın, ‘hakkı için’ sözüne mekruh demesi, ‘hak’ sözüne
vaciplik ve mecburiyet manası yüklendiği takdirdedir. Zira vaciplik ve mecburiyet manasında, hiç kimsenin Allah üzerinde bir hakkı yoktur. Eğer ‘hakkı için’ sözü, ‘hürmet’ manasında olursa bunu kullanmak caizdir.” (Fethu’l-babi’l inaye, II, 30)
Aliyyü’l-Kari Hazretleri böyle derken, aynı izahı İbni Abidin Hazretleri de yapmıştır. Hanefi uleması, İmam-ı Azam’ın sözünü bu şekilde izah etmiştir. Bir Hanefi’ye düşen, mezhep imamının sözünü, Hanefi mezhebin alimlerinin izah ettiği şekilde anlamaktır; yoksa mezhepsizlerin izah ettiği gibi anlamak değildir.
Sözün özü, İmam-ı Azam Hazretleri tevessülü değil; mecburiyet
manasına atfedilen “hakkı için” sözünü kerih görmüştür. “Hatırı ve hürmeti” kastıyla yapılan duayı ya da “hakkı için” derken, hürmetin kastedildiği duayı caiz görmüştür.
Şimdi gördünüz mü, bu mezhepsizle

Benzer Konular

Bir Cevap Yazın