Beni İsrail’in sandığa teberrükü

Teberrük, bereket istemek manasındadır.

Bir şey vasıtasıyla, berekete ve feyze nail olmayı ifade eder. Tanımı biraz daha açacak olursak, şöyle ifade edebiliriz: Bir kimseye olan muhabbetten dolayı, ona ait olan eşyalara ve onun yaşadığı yerlere hürmet göstermek, teberrük kelimesiyle ifade edilmiştir.

Bizler teberrük bahsini işlerken, Peygamber Efendimiz (asm)’ın sakal-ı şerifi merkezli işleyeceğiz. Çünkü ülkemizde, teberrük niyetiyle en çok ziyaret edilen sakal-ı şeriftir. Ve maalesef her Ramazan’da, sakal-ı şerifi ziyaret edenler, bir kısım insanlar tarafından şirke düşmekle itham edilmektedirler. Teberrüke şirk nazarıyla bakan bu Vehhâbî zihniyet, mukaddes eşyaya yapılan hürmeti reddetmekte, onlara hürmet gösterenlere de müşrik damgasını vurmaktadır.

Bizler bu eserde, Vehhâbî zihniyetin ne kadar yanıldığını kati bir şekilde ispat edeceğiz. Eserimiz yedi videoluk dersten oluşmaktadır. Bu derslerin tamamını seyrettiğinizde, aklınızda hiçbir şüphe kalmaksızın, teberrükün ve sakal-ı şerif ziyaretinin caiz olduğuna hükmedeceksiniz. Elbette inayet ve tevfik Allah’tandır. Sözü daha fazla uzatmayalım ve şimdi teberrükün caiz olduğuna dair Kur’an’dan Birinci delilimize geçelim.

TEBERRÜK HAKKINDA KUR’AN’DAN DELİLLER

BİRİNCİ DELİL

Benî İsrâil’in sandığa teberrükü, Bakara suresi 248. ayet.

Teberrükün caiz olduğuna dair göstereceğimiz Birinci Kur’an delili, Bakara suresinin 248. ayet-i kerimesinde bahsi geçen sandıktır. Önce 39. sayfada anlatılan kıssanın özetini beyan edelim:

Benî İsrâil, kendi peygamberlerine gelerek bir hükümdar göndermesini isterler ve bu hükümdarla Allah yolunda savaşacaklarına söz verirler. Allah Teâlâ onlara, Talut ismindeki zatı hükümdar olarak gönderir. Ancak Talut fakirdir; bu yüzden Benî İsrâil onu hükümdar olarak kabul etmek istemez. Kendilerinin, hükümdarlığa daha layık olduklarını iddia ederler.

Bunun üzerine Peygamberleri onlara şöyle der:

 إِنَّ آيَةَ مُلْكِهِ Şüphesiz onun hükümdarlığının delili   أَن يَأْتِيَكُمُ التَّابُوتُ size sandığın gelmesidir  فِيهِ سَكِينَةٌ مِن رَبِّكُمْ O sandıkta Rabbiniz’den bir sekine vardır.

O sandıkta ne vardır? Rabbinizden bir sekine…

Sekîne: Maddi ve manevi bereketler ve feyizler demektir. İşte o sandıkta böyle bir sekine vardı. Benî İsrâil bu sandıkla, Allah’ın rahmet ve bereketine mazhar olurlardı.

Fahrurrazi, Ebussuud, Hazin, Kurtubi ve Alusi tefsirlerinin beyanlarına göre; Benî İsrâil, Hz. Musa’nın vefatından sonra bozulup isyan edince, Cenab-ı Hak onlara Amalika kavmini musallat etti. Bu kavim sandığı onlardan aldı. Daha sonra Mevla Teala, Talut’un hükümdarlığına bir alamet olarak, melekleri vasıtasıyla o sandığı tekrar Benî İsrâil’e gönderdi. Ayette geçen:  تَحْمِلُهُ الْمَلآئِكَةُ  O sandığı melekler taşır ifadesi, sandığın melekler tarafından taşınarak onlara getirildiğini bildirmektedir.

Kıssanın detayını tefsir kitaplarına havale edelim. Burada bilmemiz gereken şey şudur:

Benî İsrâil’in, kendisiyle bereketlendiği bir sandık vardır. Kur’an’ın ifadesiyle:  فِيهِ سَكِينَةٌ مِن رَبِّكُمْ O sandıkta Rabbimiz’den bir sekine vardır. Onlar bu sandığa hürmetle, sekineye, yani feyze ve berekete mazhar olurlar. Sonra günahları sebebiyle bu sandık onlardan alınır ve daha sonra Talut’un hükümdarlığına bir alamet olması için, melekler tarafından taşınarak tekrar Benî İsrâil’e iade edilir. Şimdi, berekete medar bu sandık üzerinde biraz daha derinlemesine tahlil yapalım…

Bir sandık, bir tahta parçası, izni ilahiyle maddi ve manevi bereketlere ve feyizlere sebep olabiliyor. Ona hürmet gösterenler, onun bereket ve feyzinden istifade edebiliyor. Ve ona hürmet ve saygı gösterilmesini de Allah istiyor. Hürmet gösterilmediği anda da o sandığı onlardan alıyor.

Bir Cevap Yazın